8 Mayıs 2012 Salı

oh hiroshima

özetle: isveç'ten çıktığına şaşırmadığım güzellik.

son olarak: "resistance is futile" :)

7 Mayıs 2012 Pazartesi

i am waiting for you last summer

merhaba üzgün kuş. uzun bir vakit sonrasında ilk "kim bunlar?!"ımı last.fm'in önermekten bir hâl olduğu gruplara ayırayım dedim. i am waiting for you last summer, bunlardan biri. kendilerini last.fm'e bahşettikleri free download'ları ile tanıma fırsatı buldum, az buz değil, 4 farklı albüm ismi görüyorum şu an toplamda 15 şarkıda. bunlardan birinin özellikle "elektronik" olması dikkatimi çekti, diğerleri fena değildi. elektronikle büyük bir derdim olmasa da, çok desteklediğim söylenemez (ve bu sebeple de 65dos'a para ayıramadık bu arada, birlik beraberlik ve paraya en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde 100 lira çok geldi :(( ), o yüzden "edge party"i ve grubun elektronik sorumlusu dj leo'sunu pek tasvip edemedim. öte yandan "come full circle"ı daha çok sevdim sanırım kalan üçü arasında, yine biraz daha zamana ihtiyacı var bende, çünkü, daha yarım saat önce gönderdiğim postta da belirttiğim şekilde, epiği şeyapamadım. ama olabilir, önyargı dolmayalım, sakin olunuz. daha 2010'da toplanmışlar, bir de fotoğraflardan anladığım kadarıyla pek gençler. eğer leo kardeş grubu ele geçirmezse ileride bir şeyler elde edebiliriz. bakalım bakalım.

sevgili sevgisiz üzgün kuş,

merhaba.

bu sana son birkaç aydır "evet, bu sefer yollayacağım" diye başladığım 3 veya 4. postum. bir derdim var, nasıl anlatayım beceremedim. hoppadanak anlatımlarda çok iyi olduğumdan, bari başlayayım hemen.

seni unuttuk sanıyorsun, haklısın. hayat/geçim derdi, varoluş sıkıntısı filan derken doğru düzgün müzik dinleyemedik bile. dinledik aslında, ama "üf bu neydi yeaa" diye dert etmeden. emre adına konuşmayayım, ben arada düşündüm, "nedir bu bıkkınlık?" dedim. "post-rock ölmüş abiee" zırvası bir yana, neden dönüp dolaşıp aynı şeyleri dinliyorum, yanlarına yenilerini ekleyemiyorum, anımsayamıyorum diye düşündüm, "yeni bişiler dinleyeyim yaa" derken neden aniden kendimi mer de noms dinlerken buldum diye sordum, sorguladım. önceki postların genelinde bir ortak nokta varmış mesela, "epiği nerede bunun?" demişiz, burada hata bizde sanırım. tabii ki dinlediğim her şey bir gy!be, bir sigur rós, bir yndi halda olmayacak. oturup da zaman vermek gerekebiliyor, aynen followed by ghosts örneğinde olduğu gibi. emre yine benim gibi faşist olmadığından çok daha fazla açık olabiliyor yeni albümlere, bense 2009 sonrasında çıkmış her albüme zaten önyargılı yaklaşıyorum filan, hoş şeyler değil bunlar (kontr-atak: emre de post-rock ve dredg'den başka bir şey dinlemiyor). işin bizle alakalı olmayan kısmı ise (en azından bizle alakalı olmadığını umut ediyorum, diyeyim) sanki daha az hikaye anlatıyor şarkılar. daha jenerik; bir formül varmış, çözmüşler ve onu uyguluyorlar. "epiği nerede bunun"un cevabı burada gizli olabilir, benim faşizanlığımın kökleri buraya iniyor olabilir. nedir hikaye? böyle rengarenk, bazen simsiyah, bazen bembeyaz, ama sonra hemen her renk, her yerde, spilum endalaust. karışır-karışmaz o tamamen hikayenin gidişatına bağlı. ("hikaye" dememin sebebi meslekî deformasyon olabilir, başkası başka bir isim vermiş olabilir filan, her ne ise.) bu dediğimi de herkes yapıyor değil, ama last.fm recommendations listem asla sonlanmadığından belirtme gereği duyuyorum: zibilyon grup var ulan. dolayısıyla daha zor oluyor, ama yine de bu demek değildir ki post-rock ölmüş. justin bieber da pop yapıyor ama pop öldü demiyorum örneğin, gerçi sürünüyor ama neyse, o başka bir konu.

bu hikaye meselesine ara ara kafa yoruyorum (özellikle de bir sonraki güne yetiştirmem gereken sunum neyin varsa), biraz fazla takıyor olabilirim, doğrudur. ama işte, bana bir şeyler anlatsın, bende bir yeri olsun istiyorum, böyle anımsıyorum isimleri - bu şekilde "bu kimdi yeaa?!" olmuyorum. sadece müzikte değil bu, kitaplar ve insanlar için de geçerli (geniş düşününce, çok farklı kategoriler değiller). bir yerden sonra beynim hatırlamayı mı reddediyor, yoksa balık yememe işini abarttım mı diye kendimi sorguladım da, yok. bir şekilde kodlamak gerekiyorsa hatırlamak için, hatırlanmak için de bir hikayesi olması gerekiyor. EPİK bir hikaye olmasına gerek yok, anlatsın, beyin geri kalanını halleder (üstelik artık balık da yiyorum, kafa göz kol bacak önüme sunulmadıkça tabii), değil mi ama.

özetle budur derdim üzgün kuş. şu bir hafta umuyorum ki sana biraz daha ilgi gösterebileceğim, sonrasında ise ne olacağı bilinmez, çünkü malum diablo 3 geliyor. yapacak bir şey yok. sevgilerimi sunuyorum.

30 Ocak 2012 Pazartesi

Stubborn Tiny Lights VS Clustering Darkness Forever OK?

sevgili üzgün, sevgili hüzün, sevgili çürük yumurta kokusunu kendine parfüm edinmiş kuş. iyi habelerle geliyor gibi gösteriyor ama sırtımda yumruğumu çok sert saklıyorum. sevinebilirsin ama kroşe geliyor. kendim için the next big thing'i buldum. ama nası buldum? ismi muhteşemlikte çığır açma sınırlarını zorlayan bu grup öyle güzel ki... ama o ne güzellik. ama o ne derinlik. last.fm'de sadece ikibin kişi tarafından bilinmesine ise adeta kahredici *baam, sağ kroşe. adamlar kimse sevmiyor lan müziğimizi bırakalım der diye düşündüm, düşündükçe üzüldüm. kahroldum ama müzik. ama o albüm. ama o 4 şarkı. sanırım 4 şarkı'dan oluşan albümlerde bir büyü bir efsun var. şarkılar en az 10 dk, bazısı 20 dk. ama olsun bir 30 dk olsun bir 40 dk daha olsun istiyor insan. öyle güzel. yndi-halda güzel. daha ne diyim. üzül kuş,